×

Hata mesajı

Notice: unserialize(): Error at offset 4 of 4 bytes in variable_initialize() (line 1202 of /home/yeeorg/public_html/includes/bootstrap.inc).

Köln’de "Dijital Çağda Medya Okuryazarlığı ve Türkçe Çalıştayı" Düzenlendi

Yazıcı-dostu sürüm

Almanya'nın Köln kentinde "Dijital Çağda Medya Okuryazarlığı ve Türkçe Çalıştayı"nın ilk oturumu yapıldı. 

Kültür ve Turizm Bakanlığının destek verdiği, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ile Yunus Emre Enstitüsü (YEE) iş birliğiyle 25 Haziran 2022 tarihinde 7. kez düzenlenen çalıştayla dijital farkındalığın artırılması ve Türkçenin yaygınlaştırılması amaçlandı.

Diyanet İşleri Türk İslam Birliğinin (DİTİB) Köln'deki Genel Merkezinde yapılan çalıştayda, sanal ortam kullanıcılarının dijital okuryazarlıklarının geliştirilmesi ve dünyada en yaygın 5. dil olan Türkçenin öğretilip yaygınlaştırılmasının hedeflendiği kaydedildi.

Çalıştayın başlangıcında Nogay Türkü dombra sanatçısı, müzisyen Arslanbek Sultanbekov mini bir konser verdi. Yunus Emre Enstitüsünde Türkçe öğrenen Alman öğrenciler de "Şiir Dinletisi" sergiledi.

DİL VE KÜLTÜR VURGUSU

Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş, yaptığı açış konuşmasında, Yunus Emre Enstitüsü ve RTÜK olarak bu çalıştaylarla varmak istedikleri hedefi anlatarak "Her çağın bir dili var, bu çağın dili de dijital dil, dijital okuma, bunun bir alfabesi var ve amacımız bu alfabeyi tanıtmak. Her alfabenin içinde bir içerik var. İçerik dediğimiz dil ve kültür. Dil ve kültür kısmını Yunus Emre Enstitüsü, diğer teknik kısmını ise RTÜK üstleniyor. Biz bu dili, değerli içerikleri öğrendikçe bulunduğumuz coğrafyalarda bir adım öne geçeceğiz. Bulunduğumuz coğrafyalarda dijital çağ sınırların aştığı bir çağdır. Bu çağda da iletişime kendi rengimizi vereceğiz." dedi.

Prof. Dr. Ateş, şöyle devam etti:

"Her bir düşünce bir tohumdur. Bu dış düşüncelerin, zihne düşüp filizlenebilmesi için duygularla sarmalanması gerekiyor. Gün boyunca elde edeceğiniz düşünceleri duygularla sarmalayın. Bu da yetmez, yeşermesi için dil kalıbına dökmek gerekir. Türkçe en iyi kalıptır. Bu anlamda tasvip ettiğiniz düşünceleri duygularla sarmalayıp dil kalıbına sokun. Fakat kağıtlaştırmamak, kâğıttan idealler oluşturmamak için bu dil kalıbına soktuğunuz düşünceleri mutlaka davranışa dönüştürün."

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin de "Medya okuryazarlığı çocuklarımızın neler izleyeceğini, ebeveynlerimizin onlara neler izletmesi gerektiğini anlatan, sanalla kurguyla gerçeği birbirinden ayırmasını sağlayan bir derstir, bir bilimdir. Türkiye'deki okullarda artık sadece medya okuryazarlığı değil, dijital medya okur yazarlığı dersleri de verilecek. Biz bunları vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı Avrupa ülkelerinde de anlatmak istedik." diye konuştu.

Türkiye'nin Köln Başkonsolosu Turhan Kaya ise Türkçenin öğrenilmesi ve bir sonraki nesle aktarılmasının önemine vurgu yaptı.

Sadece Köln bölgesinde 50 bin Türk öğrenci olduğunu kaydeden Kaya, okullarda Türkçe ve Türk kültürü dersi verilebilmesi için belirli bir sayıda talep olması gerektiğini ifade ederek bu derslerin okullarda arttırılması için veli ve öğrencilere çok iş düştüğünü söyledi.

“AVRUPA DİLLERİNİ ÖĞRENİN”

Almanya'nın Köln kentinde yapılan "Dijital Çağda Medya Okuryazarlığı ve Türkçe Çalıştayı"nda Prof. Dr. İlber Ortaylı ile Prof. Dr. Edibe Sözen birer konuşma yaparken Prof. Dr. Kemal Sayar da "Dijital Çağda Mutlu Kalmak" konulu bir konferans verdi.

Diyanet İşleri Türk İslam Birliğinin (DİTİB) Köln'deki genel merkezindeki çalıştayda, Avrupa'da yaşayan Türk gençlerine seslenen Prof. Dr. Ortaylı, "Türkçeyi muhafaza edin ve başta İngilizce olmak üzere başka Avrupa dillerini öğrenin." dedi.

Ortaylı, "Almancanın ve Alman kültürünün bir mazisi vardır. Onlar için 19. asır hatta iki harp arası devir muhteşemdir. O dönemde tüm bilimler Almancaydı ama artık tıpta, mühendislikte Almanca konuşulmuyor." ifadelerini kullandı.

Gençlere hitap eden Prof. Dr. Ortaylı, şunları kaydetti:

"Vatanımız siz gençlerimizden bir şey bekliyor. Anadolu'dan koptunuz, memleketimizden. Dönmek zorunda da değilsiniz, alışkanlığınız neyse ona devam edeceksiniz. Unutmamanız gereken tek şey, Türkiye'nin bir parçası olduğunuzu hatırlamak. Döner kebap yemekle, bozayı özlemekle olmuyor. Bu memleketin problemlerini dünyaya haykıracaksınız. Siz burada Alman münevveri olmakla mükellef değilsiniz, bunu yapmayın. Sovyetler Birliği'nde yaşayan Türkler gibi değilsiniz. Burası Almanya, burada çok şey öğrenilir, çok şey yapılabilir, açık bir ülke. Almanya'ya açılmış biri değil, dünya adamı olmanız önemli. Dünya adamı olmak için de önünüzdeki bilgisayarın yazım sistemini gözden geçireceksiniz. Dilinizin İngilizce olması gerekiyor. Bugün 3,5 milyon insan Avrupa'nın hiçbir ülkesinde asimile edilmez, bu mümkün değil."

"İLETİŞİM, KÜLTÜR VE MEDENİYET" VURGUSU

Cumhurbaşkanlığı Sosyal Politikalar Kurulu Üyesi ve Basın İlan Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Edibe Sözen, "İletişim, Kültür ve Medeniyet" başlıklı bir konuşma yaptı.

Sözen konuşmasında, "Kültür bir düşünce, bakış açısı, tasarım, tahayyül, duygu, anlayış ve değerlendirme biçimidir. Bir edebi eser, bir romanımız, bir müzik parçamız, bir destan, bir bilimsel teori, örf ve adetimiz, mimari, resim, hat, bunların hemen her biri bir kültür öğesi. Yani bizde bunlardan çokça var. Dünyaya hâkim olmuş bir medeniyetin çocuklarıyız. Herkese medeniyet nasip olmuyor ama Allah bize büyük medeniyetler kurmayı nasip etmiş." ifadelerini kullandı.

Sözen, şöyle devam etti:

"Biz hep bugüne kadar medeniyet ve kültür tariflerini birbirinden ayrı ögelermiş gibi değerlendirdik. Medeniyet aslında akla dayanan ruhi yükselişin bir bilinci. Yani içinde ruh var. O ruh olmadan 6 minareli bir cami yapmanız mümkün değil. O ruh olmadan insanların gelip geçeceği estetik bir köprü yapmanız mümkün değil. O ruh olmadan evler yapmak, gemiler yüzdürmek mümkün değil. O yüzden medeniyet dediğimiz aslında bir inanç sistemi. Elbette ki toplumsal yönüyle de bir ahlaki nizam ve ahlaki düzen. Bütün bu tanımların hepsine biz medeniyet diyoruz.

Biz aslında bir Meta-Medeniyet evresindeyiz. Bu evrede ortaya çıkan üç sorun var. Bunlar alt kültürlerin çok daha fazla ortaya çıkışı, kabileleşme süreci ve şiddetin yaygınlaşması. Toplumların buna göre bir düzenleme yapması, tedbir alması ve risk toplumu olma tehlikesini ortadan kaldırması gerekiyor. Bu internet bolluğu bir simülasyonlar çağını da beraberinde getiriyor. Bu çağın da en önemli özelliğini sosyolojik olarak, hakiki, gerçek olanla gerçek olmayanı ayırt edememe hali olarak tanımlayabiliriz. Hakikat nedir? Gerçek nedir? Bunu ayırt edememek bundan sonra bence insanlığın en temel sorunlarından biri olmaya aday görünüyor."

"TEKNOLOJİ Mİ BİZİ, BİZ Mİ TEKNOLOJİYİ KULLANIYORUZ?"

Prof. Dr. Kemal Sayar da teknolojinin artık hayatımızın bir parçası olduğunu, o teknoloji tarafından kullanılmak yerine, bizim o teknolojiyi kullanmamız gerektiğini söyledi.

Sayar, "Bütün mesele galiba yaşadığımız zamanda gerçek kalmayı başarabilmek. Atalarımızın, dedelerimizin karşılaşmadığı yepyeni bir durumla karşı karşıyayız. Ekranlara yapışmış, onsuz var olamayan nesiller karşısındayız, bizler de giderek öyle olmaya başladık. Melez hayatlar yaşıyoruz, yani biraz buradayız biraz orada. Biraz çevrim dışıyız, biraz çevrim içiyiz. Hatta bazıları çevrim içi olmayı o kadar abartıyorlar ki günlük organik hayat ortadan kalkıyor." diye konuştu.

Sanal iletişim ile yüz yüze iletişimi kıyaslayan Sayar, "Yüz yüze olmayan her iletişimde bir iletişim kazası yaşamaya adeta yazgılıyız. Fakat işin psikolojik tarafı kadar sosyolojik tarafı da bizi ilgilendirmeli. Bizler ekran, internet karşısında aynı zamanda bir ürünüz. Bize bir şey satmak isteyen, duygularımızı manipüle etmek isteyen insanlar var, bizi av haline getirmek isteyen perdenin gerisinde çok uluslu şirketler var. Bu konuda da çok dikkatli ve uyanık olmak zorundayız." ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Sayar, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yine çok önemli bir konu aile hayatı. Günümüzde bir insan ekran karşısında bir eğlence adacığı meydana getirdiği zaman aile hayatının getirdiği yakınlık ve sıcaklık kayıplara karışıyor. O yüzden organik olabilmemiz, evin içinde fişten çektiğimiz, kendimizi ekranlardan uzaklaştırabildiğimiz sahici yakınlık zamanları kurabilmemiz çok önemli. Hele çocuklarımız açısından bu çok çok önemli. Yapılan bir araştırmaya göre, 30 yıl öncesine oranla günümüzde anne ve babaların çocuklarının direkt gözüne bakarak konuşma süresi yarı yarıya azalmış. Bütün bir gün çocukların gözüne gözü değmeden yaşayan anne babalar var. Çok dramatik sonuçları olan yepyeni bir teknoloji ile karşı karşıyayız. Teknoloji karşıtı olmamız gerekmiyor. Teknoloji hayatımızın artık bir parçası. 'Sadece o teknoloji tarafından kullanılıyor muyuz, yoksa biz o teknolojiyi kullanıyor muyuz? Kim kimin efendisi?' sorusunu sormamız gerekiyor.

Ekran teknolojilerinde daha önceki teknolojilerde olmayan bir şey var. İnsan bilincini de bir ölçüde değiştiriyor. Yani size sonsuz bir şekilde büyük hazlar verebiliyor. Sosyal medyaya koyduğunuz bir resmin beğeni alması her seferinde dopamin deşarjını beynimizde artırıyor. Beğenilme duygumuzu okşuyor ve bizi mutlu ediyor, anlık bir haz veriyor."

Sayar, "Dışınızdaki dünyanın sesi azaldıkça kendi iç sesinizi de sevdiklerinizin sesini daha fazla duyarsınız. İşte anahtar cümlemiz bu. Detoks, zararlı olanı atmak demek. Dijital göbek bağımızı kopardığımızda yeryüzünden silinmeyeceğiz, kıyamet kopmayacak, kendimize ve sevdiklerimize daha fazla zaman ayırmış olacağız." değerlendirmesinde bulundu.

Çalıştay bünyesinde düzenlenen "Dijital Çağda Medya Okuryazarlığı, Metaverse Etkisi ve Dijital Sanat" başlıklı paneli, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkan Yardımcısı İbrahim Uslu yönetti.

Oturumun panelistleri Yunus Emre Enstitüsü Kültürel Diplomasi Akademisi Koordinatörü Dr. Melih Barut, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesinden Doç. Dr. Adnan Altun ve sanatçı-eğitmen Bager Akbay birer konuşma yaptı.

 

Diğer Etkinlikler

Londra Yunus Emre Enstitüsü, Genç Akademisyenler Seminer Serisi’nin 21. bölümünde “Maneviyat ve Ruh Sağlığı:...

Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'da, Yunus Emre Enstitüsü (YEE) desteğiyle sağlık turizmi temalı...

Londra Yunus Emre Enstitüsü, Genç Akademisyenler Seminer Serisi’nin 20. bölümünde Moğol dönemi İran’ında Entelektüel...

Türkiye Cumhuriyeti tarafından 3 aydan kısa bir sürede inşası tamamlanarak en modern tıbbi cihazlarla tefrişatı yapılıp...