Orhan Gencebay Yunus Emre Enstitüsünün Konuğu oldu

Yunus Emre Enstitüsü tarafından düzenlenen “Dijital İş Birliği ve Ağ Kurma Günleri”nin kapanış programına Türk müziğinin usta ismi Orhan Gencebay konuk oldu. 24 Aralık'taki etkinlikte Orhan Gencebay, müzik yaşamından ve müziğin kültürlerarası diyalogdaki gücünden bahsetti. 

Yunus Emre Enstitüsü (YEE) tarafından Türkiye ve AB’den sağlanan ortak fonla yürütülen AB-Türkiye Kültürlerarası Diyalog (KAD) Programı kapsamında 21-24 Aralık 2020 tarihlerinde gerçekleşen “Dijital İş Birliği ve Ağ Kurma Günleri”nin kapanış etkinliğine Türk müziğinin usta ismi Orhan Gencebay konuk oldu. Dünyanın dört bir yanındaki Yunus Emre Enstitüsü müdürleri ve çalışanları programa katıldı. 

MÜZİK KÜLTÜRÜ NESİLDEN NESİLE AKTARIR

Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş’in moderatörlüğünde 24 Aralık tarihinde düzenlenen etkinlikte Orhan Gencebay müzik kariyeri, Türk müziği, müziğin kültürlerarası iletişimdeki rolü üzerine konuştu. “Müzik ve Kültürlerarası Diyalog” isimli programda Orhan Gencebay’a teşekkürlerini ileten Prof. Dr. Şeref Ateş yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi:

“Özellikle bu programa katılarak hem tecrübeleriniz hem sanat yaşamınız hem de kültürler arası iletişimde müziğin rolünü konuşmayı kabul ettiğiniz için bütün arkadaşlarım ve ülkem adına teşekkür ediyorum. Yunus Emre Enstitüsü son 10 yıldır dünyanın farklı bölgelerinde kültür merkezleri açarak Türk kültürü ve dünya kültürleri arasında bağ kuruyor. Kültürel bağ özellikle çok kıymetli. Her coğrafyada her milletin farklı kültürleri var. Kültürü taşıyan en önemli unsurların başında dil geliyor. Anadil çok kıymetli. Dilden sonraki en önemli ikinci kaynak, kültürü taşıyan nesilden nesile aktaran müziktir. Hem söz itibariyle hem de melodi itibariyle, bu anlamda biz son iki yıldır Avrupa Birliği’nin (AB) desteğiyle bir program yürütüyoruz. Bu programın temel amacı AB’ye dahil ülkeler ile Türkiye arasındaki bağları güçlendirmek. Bu kapsamda 19 tane proje ortağımız var. 14 farklı ülkede 63 farklı şehirde şu ana kadar yüzlerce faaliyet yapıldı. Bu programda özellikle Avrupa Birliği Kültürlerarası Diyalog Programında, kültürler arası iletişimde müzik hakkında yaptığımız sohbetten ben çok etkilendim. İstedim ki bizim müdürlerimiz de bu birikiminizden istifade etsin. Çünkü Türkiye açısından önemli bir kıymetsiniz ve on yıllardır Türkiye’de kültürün ve müziğin önemli bir taşıyıcısısınız. Hem şahsi tecrübelerinizi hem müziğin kavramsal boyutuyla ve kültürle ilişkisi boyutuyla sizleri dinlemek isteriz. Tekrar çok teşekkür ediyorum bizim davetimize icabet ettiniz, bizi şereflendirdiniz.”

GENCEBAY: BU ÇALIŞMALARA ŞİDDETLE İHTİYAÇ VAR

YEE'nin yaptığı projelerin önemine dikkat çeken Orhan Gencebay ise şöyle konuştu:

“Bu tarz çalışmalara şiddetle ihtiyaç vardı. Ne zamandır yapılmadı, daha doğrusu pek yapılmadı. Bizi yanlış tanıyanlar var, bilmeyenler var. Kendimizi ifade etmeliyiz. İlhamını gelenekten alan çalışmaların hepsi gelişmelidir. Bana göre kutsaldır da. Ben kendimi şöyle ifade ederim kimlik olarak: 'Bu vatanın çatısı yaşam kadar kutsaldır. Yaradanım yaratmış. Dünya anavatandır. Dil, din, ırk, cins ayırmam şu dünya gurbetinde. Bana Orhan diyorlar. Asıl adım insandır.' Ben kimliğimi bu şekilde ifade etmeye çalışıyorum, Yaradan’a teslim olan biri olarak, ama bunu mümkün olduğunca öğrenerek, bilmeye çalışarak tabi ki. Yaradan’ın bilimini bilmek tamamen mümkün değil. Şükrediyoruz ki her zaman bize bir bilgi versin mahrum etmesin diye. Şükrediyoruz, bu bilgilerle varlığımızı devam ettirmeye çalışıyoruz. Yaradan’ın yaratmış olduğu her değere saygımız var. Yunus’un dediği gibi ‘Yaradılan’ı severim Yaradan’dan ötürü'. Öyle diyor Yunus'umuz, pirimiz, aşığımız. Yani ben de bu duyarlılıkla varlığımı sürdürmeye çalışıyorum, anlatmaya çalışıyorum. 1944 yılı 4 Ağustos’ta doğdum ama ben hâlâ 20’li, 30’lu 40’lı yaşlardayım. 

6 YAŞINDA MÜZİĞE BAŞLADI

Çok küçük yaşta aldığı mandolin dersleriyle müziğe adım atan Gencebay, müzik yaşamına başlama serüvenini şöyle anlattı: 

“6 yaşında müziğe başlayan bir insanım. Kazayla klasik Batı müziğine başladım ama sonra önemini de kavradım. İyi ki klasik Batı müziğiyle başlamışım dedim. Gönlüm halk müziğinde. Klasik bağlamayı seviyorum. Anneme bunu söyledim. Babama pek bir şey söyleyemezdik. Eski babalar farklıydılar. Onların da babaları farklıydı. Babam mandolin aldı. Çünkü ben yanlış söylemiştim. Dedim 'Baba bana mandolin alın.' Tabi benim istediğimin sapı uzun olanıydı, 'Ama bu kısa saplı' dedim. Babam da dedi ki rahmetli, ‘Oğlum bunu aldık geri veremeyiz, sana bir hoca lazım.’ Bir hocam oldu. Hocam Kırım Türklerindendi. Allah gani gani rahmet eylesin. Müziğe iyi ki onunla başlamışım ayrı bir bakış sağladı bana. Klasik Batı müziğini öğretirdi, kemancı idi. Rusya’da, Ukrayna’da operalarda çalışmış. Türkiye'ye iltica etmişti. Ondan bir buçuk seneye yakın müziğin temel prensiplerini gördüm. Yedi buçuk yaşında bağlamayı kucakladım. Benim gönlüm bağlamadaydı. O günden beri bağlama benim baş ucumda durur. Bağlama bizim özümüzdür. Çöğür, kopuz gibi muhtelif isimlere sahiptir. Bulgari gibi daha farklı isimleri de vardır. Divan sazı, cura, kopuz vesaire derken muhtelif isimleri vardır. Bağlama binlerce değil belki on binlerce yıl farklı isimlerle Türkün elindeydi.”

DOĞUMDAN ÖLÜME KÜLTÜRÜN HER ALANINDA MÜZİK

Diğer Türk topluluklarıyla müzik kültürlerinin benzeştiğini belirten Gencebay, Türkiye’deki müzik kültürünün, diğer kültürlerle karşılaşması sonucu daha çeşitli bir yapıya sahip olduğunu kaydetti. 

Prof. Dr. Şeref Ateş'in "Konuşmanızın başında ses fiziği ve ses frekanslarıyla kültür aktarılır dediniz. Çünkü daha sık tekrar edildiği için kültür müzik vasıtasıyla aktarılıyor. Belki de daha yeni doğduğumuzda dinlediğimiz ninnilerle o frekans aktarılıyor. Yaşamımız boyunca o frekans, dil ile birlikte bütün o melodiler bizim bilincimizi, düşüncelerimizi ve davranışlarımızı belirliyor."

Orhan Gencebay, Prof. Dr. Şeref Ateş’in müzik ve kültür ilişkisi hakkındaki yorumlarının ardından müziğin insan hayatındaki yeri konusunda şöyle konuştu:

“Dünyadan ayrılırken de müzik kullanılıyor. Müzik yaşamın her alanında kullanılıyor. Bu insan var olduğundan beri bir değerdir. Müzik kadar kullanılan bir sanat dalı yoktur. Bununla insanlar iletişimlerini fevkalade kurmuşlar. Annenin ninnisinde, ağıtta, evlenirken, üzülürken, neşelenirken, düşünürken, tedavi ederken, öbür tarafa göçerken her zaman bu bağı kullanmışlar."

Program, Enstitü müdürlerinin Orhan Gencebay’a yönelttiği sorularla devam etti.

DOĞU MÜZİĞİ BATI MÜZİĞİ İÇİN BÜYÜK BİR ESİN KAYNAĞI

Dakar Müdürü Merve Işık Elsıkma’nın “Müzik kültürel etkileşimin çok önemli bir aracı. Kültürel etkileşimde bir evrensellik de söz konusu. Türk müziğinde hiç kullanılmamış enstrümanları kullandınız. Özellikle ‘Hatasız Kul Olmaz’ şarkınızın solosunda obua kullanmıştınız. Müzikte evrenselleşme adına farklı kültürlere ait müzik enstrümanlarının aynı eserde kullanılmasıyla ilgili görüşlerinizi merak ediyorum.”

Orhan Gencebay, “Benim öbür yönüm de, var olan müzik aletlerini bizim ruhumuzla, bizim duygumuzla, bizim kültürümüzle kullanabilmek. Ben çocukluktan beri hep merak ederdim, denedim, yaptım, yapmaya çalıştım. Ayrıca Batı’ya ait olan bazı müzik aletlerinin kökeni yine Doğu'dur. Mesela kemanın kökeni doğudur. Bunu İtalyanlar daha ziyade ifade ederler. Piyanonun da kökeninde çengden esinlenilmiştir. Yani birçok müzik aleti Doğu’dan alınmıştır daha farklı bir kimliğe bürünerek. Obua dediniz, obuanın çok benzeri zurnadır. Çok çeşitli türleri de vardır onun. Yani Batı, Doğu’dan çok etkilenerek yapmıştır. Hatta Osmanlı döneminde de yapmıştır. Batılı bestecilerin çoğu Osmanlı ile ilgili Türkler ile ilgili çok eserler yazmışlardır. Bu, Atilla Han ile beraber başlar. Bunların ne kadarını biliyoruz? Bilahare 300 yıldan beri Batı’nın daha gelişmişliğiyle, 1500’lerden sonra özgür dünyada yeni besteciler yeni anlayışlarla özgürce çalışıyorlar, yeni enstrümanlar buluyorlar yine geliştiriyorlar kendilerini. O zaman kısmet oluyor Batı’nın bu derece gelişmesi. Fakat Batı’nın sistematize olmuş değerleri deniyor. Karşısındaki alternatif kültürler olarak Ortadoğu kültürleri gösteriliyor. Bu müziğin malzemesi Türk müziğinin sisteminde var. Ama Türk müziğinin sistemini maalesef, Türkiye’deki müzisyenlerin bile çoğu kullanmıyor şu anda, kullanması lazım. Bilen az, ilgilenseler daha farklı olacak. Öğrenmeleri, ilgilenmeleri, hissetmeleri ve yaşamaları onu daha öteye götürme çabalarının olması lazım. Ben onlardan biriyim. Yaradan bize ömür sağlık versin de yapalım. İnşallah devam ederiz diye ümit ediyorum. Enstrümanlarımızı çeşitlendirmemiz lazım. Oktavlarını 6-7 oktava çıkarmamız lazım. Biz şu an 2 buçuk - 3 oktav kullanıyoruz. Formlarımızı zenginleştirmemiz lazım. Bunu yapıyorum zaten.”

Amman Müdür Cengiz Eroğlu ise Orhan Gencebay'a şu soruyu yöneltti:

“Geçen sene buraya gelen Kültür Bakanlığı heyetini gezdirirken, biliyorsunuz Ürdün’de Ölü Deniz diye bir yer vardır, Ölü Deniz’in kenarında çadırlarda Çingeneler yaşar, Çingenelerden Orhan Gencebay’ı duyduk. Orhan Gencebay’ın şarkısını söylüyorlar. Ve içeri girdik. Eğitimleri yok, başka da dil bilmiyorlar ama Türk müziğinden, Orhan Gencebay’dan, Sibel Can’dan o kadar çok şey biliyorlar ki hayret ettik. Çok zengin bir müziğiniz varmış herkese etki yapıyor. Sorum şu: Bu müziğin oralara kadar gitmesini nasıl anlatırsınız?”

Türk müziğinin Ortadoğu'daki etkisini tarihi bağlara dayandıran Orhan Gencebay şu cevabı verdi: 

“Son derece önemli. Bizim Arap alemiyle, Arap canlarımızla din kardeşliğimiz var. Talas Meydan Muharebesi’nden sonra özellikle daha çok beraber olduk. O zamandan beri kültürlerimiz iç içe girdi kaynaştık. Her ne kadar Arap ve Türk'seler de müşterek kullandıkları çok öğeler vardı. Aileler kuruldu ve özellikle Türkler Arap bölgelerindeki komutanlar oldular. Biliyorsunuz Mısır burada başı çeken bir ülkedir Arap aleminde.  Malum biliyorsunuz Kureyş alfabesiyle, Kureyş Arapçasıyla yazılıdır Kuran-ı Kerim’imiz. Orada da lehçe farkı var. Türklerde 43 lehçe farkı var. Kültürler çok yakın olduğu için ve din yoluyla da aynı makamlar kullanıldığı için. Bu neye benziyor: Almanlar ve Fransızlar Hıristiyan'ım diyor ama dinini anlatırken benzer kalıplar ve ezgiler kullanıyorlar. Sonunda ben Alman'ım ve ben Fransız'ım deseler de din yoluyla birleşiyorlar. Neticede Araplar ve Türklerin tarih boyu yakın olduğu kesin. Ayrıca Hz. Nuh’a kadar gidiyoruz: Araplar Sam’dan, Türkler Yafes’ten gelmektedir. Neticede Yaradan ayırmamıştır, kardeş çocukları. Kültürler o kadar iç içe girmiştir ki Osmanlı son hülasayı, sentezi yapmış. Aynı değerleri her yerde görebiliyoruz. O nedenle herkes aynı değerleri sevebiliyor aynı zevklere sahip. Bu Ortadoğu’da tarihte var, Osmanlı’dan önce de var. Ama Osmanlı daha ziyade dikkat etmiş, gerekeni bütünleştirici olarak yapmış."

Diğer Etkinlikler

 

ÖNEMLİ HATIRLATMA: DÜZENLİ GELİR SAHİBİ (EMEKLİ MAAŞI VB. DAHİL) OLANLAR BU PROJEDE YER ALAMAZLAR.

DESTEK...

Türk klasik müziğinin 17. yüzyılda yaşamış ustalarından Itri ile 18. yüzyılda Avrupa klasik müziğine...

Yunus Emre Enstitüsünün destekleriyle düzenlenen 15’inci Uluslararası DAM Festivali dünyanın dört bir yanından ...

Yunus Emre Enstitüsü Yeniden düşünmek, Yeninden Yorumlamak programında soul müziğinin yıldızı Della Miles’ı ağırladı....