Yunus Emre Sergisi “Aşkın Türkçesi” Programı ile Açıldı

Yazıcı-dostu sürüm

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Yunus Emre Enstitüsü iş birliğiyle düzenlenen "Yunus Emre’nin Vefatının 700. Yılı Anma Etkinlikleri" kapsamında 14 Eylül 2021 tarihinde İstanbul Arkeoloji Müzesinde "Aşkın Türkçesi" başlıklı bir program gerçekleştirildi.

Törene, T.C. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve İstanbul Valisi Ali Yerlikaya'nın yanı sıra kültür, sanat ve siyaset dünyasından birçok isim katıldı.

Serdar Tuncer'in sunuculuğunu üstlendiği programın açılışında konuşan Bakan Ersoy, Yunus Emre'yi anma programlarının sadece yurt içinde değil, yurt dışında da yürütüldüğünü belirterek "Bu etkinlikler kapsamında Yunus Emre'nin tasavvuf anlayışını, gönül dünyasını, hoşgörüsünü, bilgeliğini ve şiirini daha iyi anlamak; dilimize, kültürümüze, düşünce dünyamıza kattıklarını fark etmek adına birçok program düzenleyerek bizim Yunus'u yakından tanımaya ve tanıtmaya çalıştık. Yunus Emre'nin mesajını, onun evrensel hoşgörüsünü tüm insanlığa ulaştırma gayreti içinde olduk." dedi.

YUNUS’UN MESAJI DÜNYANIN HER KÖŞESİNDE YANKI BULUYOR

Ersoy, etkinlikler kapsamında Anadolu Üniversitesi ile Yunus Emre Enstitüsünün hazırladığı, İstanbul Arkeoloji Müzesinde açılan "Yunus Emre Kaligrafi ve Tipografi" sergisinde emeği geçenlere de teşekkür ederek "Yunus Emre'nin 'Gelin Tanış Olalım' dizesini kendisine rehber edinen ve birçok önemli çalışmayı hayata geçiren özellikle Yunus Emre Enstitümüzü ve Anadolu Üniversitesini yapmış oldukları iş birliği nedeniyle kutluyorum." ifadelerini kullandı. 

Yunus Emre'nin birçok eserini yabancı dile çevirdiklerini aktaran Bakan Ersoy, şöyle devam etti:

"Kısa film ve resim yarışmaları gerçekleştirdik. Sempozyumlar, konserler, sergiler düzenleyip şiirler bestelettik. Macaristan Zigetvar'daki Türk Evi'nin bulunduğu meydana Yunus Emre ismi verilmesini sağladık. Kore, Kazakistan, Meksika, Malezya, Japonya, Balkanlar, İspanya, Amerika, İngiltere, Macaristan, Arjantin ve dünyanın daha birçok ülkesinde organizasyonlar gerçekleştirdik ve gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Çin'de ve Güney Afrika'da 'Yunus Emre Hatıra Ormanı' oluşturduk."

Mehmet Nuri Ersoy, Yunus Emre ile ilgili yurt dışında yapılan etkinlikleri yakından takip ettiklerine ve değerlendirmelerde bulunduklarına işaret ederek şunları kaydetti:

"Şunu açık bir şekilde söylemeliyim ki Yunus'un mesajı dünyanın her köşesinde yankı buluyor. Yurt dışında yapılan programların ardından insanların Yunus Emre'yi araştırmaya başladığını büyük bir memnuniyetle görüyoruz. Çünkü hepimizin malumu olduğu üzere bugün insanlık zor bir dönemden geçiyor. Dünyanın dört bir yanında yaşanan çatışmalar, insanlığa bir şey vadetmiyor. Savaşlar insanlık için bir umut olarak görülmüyor, insanlar geleceğe güvenle bakamıyor. Bunca acının ve gözyaşının ortasında vicdan sahibi insanlar, dünyanın dört bir yanında içinde bulunulan kaostan çıkmak için iyi bir fikre, güzel bir söze hasret kalmış durumda. Maddi olanın peşinde koşarken ruhsal olarak büyük bir boşluk içine düşen insanlar, ruhlarını besleyecek kaynağa ihtiyaç duymaktalar. Bu nedenle Yunus'un hoşgörüsünden haberdar olanlar, onun hoşgörüyü, cömertliği, iyiliği, sabrı önceleyen evrensel mesajına büyük bir ilgi gösterip onu daha yakından tanımak istiyor.

Bu açıdan büyük bir sorumluluğa sahip olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Yunus'u, Mevlâna'yı, Hacı Bektaş-ı Veli'yi daha fazla çalışmak, tanıtmak ve bu değerlerin dilini dünyaya anlatmak zorundayız. Dünyanın muhtaç olduğu bu dilde merhametsizliğe ve kötülüğe yer yok. 'Biz kimseye kin tutmayız' diyen Yunus'un dilinde sevgi var, aşk var, kardeşlik var. Biz bu anlayış doğrultusunda çalışmalarımızı hem yurt içinde hem de yurt dışında sürdürmeye devam edeceğiz. Bu evrensel mesajın dünyaya iletilmesi konusunda sanatçılarımıza, akademisyenlerimize, medyamıza da büyük görevler düşmektedir. Bu konuda biz her zaman üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Unutmamalıyız ki bu bakış açısıyla yürüteceğimiz çalışmalar, kültürel diplomasi adına ülkemize de güç katacaktır."

Dünya ölçeğinde yarışın sadece siyasi ve ekonomik alanda değil, kültürel alanda da olduğuna dikkati çeken Ersoy, "Köklü bir kültür hazinesine sahip olan ülkemizin bu alanda yapacağı çok şey olduğunu biliyoruz. Sahip olduğumuz kültürel zenginliği ve çeşitliliği yansıtacak çeşitli projeler geliştirerek dünya kültürüne katkı sağlamamız gerektiğine de inanıyoruz. Bu nedenle gençlerimizin, geleceğe daha emin adımlarla ilerlemeleri için ruh köklerini daha da güçlendirmeyi sürdüreceğiz. Bunun için çalışmalarımızın kapasitesini her geçen gün daha da artırıyoruz. Türk gençliğinin, kültür ve sanat içinde yoğrulmasının önünde tek bir engel kalmayacak şekilde çalışıyoruz. Ülkemizin hangi noktasında olursa olsun bir gencin, bir çocuğun şiirden, müzikten, sinemadan, tiyatrodan, çağdaş sanatlardan uzak kalması gibi bir mazereti asla kabul etmiyoruz. Her Türk gencinin kendini ifade edeceği, geliştireceği sanatsal bir organizasyona en hızlı ve kolay şekilde ulaşmasını sağlayacak bir altyapı inşa ediyoruz. Bunu yaparken de gençlerimizin kendi kültürel köklerinden asla kopmamalarını, bizi var eden değerlerimizi mutlaka bilmelerini önemsiyoruz. Yunus'u, Mevlâna'yı, Hacı Bektaş-ı Veli'yi ve de Neşet Ertaş gibi değerlerimizi anlamadan ne bu toprakları hakkıyla anlayabiliriz ne de bir anlam dünyası inşa edebiliriz. Tüm dünyanın ilgiyle takip ettiği ve önem verdiği böylesi büyük değerleri insanlığa hediye eden milletimiz, hayatının merkezine bu değerleri oturttuğu takdirde yine aynı kültürel ve sanatsal zenginliğe sahip olacaktır." değerlendirmesinde bulundu.

"YUNUS, MANA OLARAK ANADOLU’YU YENİDEN MAYALAMIŞTIR”

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili, yazar İskender Pala ise Yunus Emre'nin söylediği sözlerin etkisine değinerek "Yunus bizi sadece Türkçeyle değil; manevi dünyasıyla, düşünce dünyasıyla, anlayış dünyasıyla kuşatan adamdır. Öyle bir yüzyılda gelmiştir ki 13. yüzyıl madde ile mana dengesinin birbiri lehine hiç durmadan değiştiği bir yüzyıldır. Bir taraftan Haçlı Seferleriyle artan şiddet ve terör, bir taraftan kıtlık ve kuraklık, diğer taraftan Anadolu coğrafyasındaki savrulmalar… Bütün bunların ortasında insanların ekmek, aş bulamadığı zamanda insanları mutlu edecek gönüller sultanı olarak yaşamıştır. Maddenin dibe vurduğu bir çağda mana olarak Anadolu'yu yeniden mayalamıştır." şeklinde konuştu. 

Programda ayrıca Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, Devlet Opera ve Balesi ile Devlet Tiyatroları iş birliğiyle Yunus Emre'yi anlatan bir sahne gösterisi izleyicilerin beğenisine sunuldu.

Gösteride farklı makamlarda okunan ilahilerin yanı sıra Adnan Saygun'un "Yunus Emre Oratoryosu"ndan parçalar seslendirildi.

YUNUS EMRE KALİGRAFİ VE TİPOGRAFİ SERGİSİ

Yunus Emre Enstitüsünün, Eskişehir Anadolu Üniversitesi iş birliğiyle düzenlediği Yunus Emre Kaligrafi Tipografi Sergisi’nde Yunus Emre temalı eserler yer aldı. Sergide Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümünün 12 yıldan beri düzenlediği Uluslararası Yunus Emre Kaligrafi ve Tipografi etkinliklerinde yapılan eserlerden oluşan çok özel bir seçki ziyaretçilerle buluştu.

Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümünde görev yapan Dr. Öğretim Üyesi Mehtap Uygungöz, Yunus Emre Kaligrafi Tipografi Sergisi hakkında konuştu. Serginin kuruluş fikrinden bahseden Dr. Uygungöz, sergide bazı eserleri yer alan Yunus Emre koleksiyonunun 12 yıllık oluşma serüveninden bahsetti.

Serginin genel olarak fikrinden bahsedebilir misiniz? Sergi ne tür eserlerden oluşuyor?

Sanatçı Mehtap Uygungöz'ün eseriBu senenin Yunus Emre ve Türkçe Yılı olması dolayısıyla elimizdeki koleksiyondan bu sergiyi oluşturduk. Yunus Emre Enstitüsünün bize ulaşmasıyla bu serginin oluşum fikri ortaya çıktı. 2009 yılından beri biz Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü olarak “Yunus Emre Kaligrafi ve Tipografi” etkinliğinin içerisinde yerli ve yabancı onlarca sanatçıya hem kapılarımızı açıyoruz hem onlarla bu öğrencilerimize hitap edebilecek pek çok etkinlik yapıyoruz. Hem sanatçılarımızı öğrenciyle tanıştırıyoruz hem de öğrencilerimizin Yunus Emre felsefesine uygun işler çıkarabilmesi için ortamlar oluşturuyoruz. Aynı zamanda öğrencilerimizin bu sanatçıların bilgi, beceri ve tecrübelerden faydalanmalarını sağlıyoruz.  12 yıldır oluşturduğumuz bu etkinlik konsept olarak Yunus Emre'yi içeriyor zaten. Yani 12 yıldan beri yaptığımız bütün eserlerimiz Yunus Emre'nin sözlerinden, onun felsefesini ortaya koyabilecek cümlelerden oluşuyor. Hem onlarca sanatçımızın hem onlarca ülkeden gelen yabancı konuklarımızın eserlerini sergiledik, arşivler oluşturduk. Sergide yer alan koleksiyonda 40 adet eserimiz mevcut. Şu an sergide bu koleksiyondan 36 eser bulunuyor.

Bu eserler daha önce nerelerde sergilendi?

Sanatçı Sevgi Arı'nın eseriEskişehir'de Anadolu Üniversitesi bünyesinde Güzel Sanatlar Fakültesi olarak böyle bir fikrin tohumlarını attığımızda 2009 yılıydı. Bu nedenle o yıldan beri her sene 12 yıllık arşivin içinden oluşturduğumuz bir seçkiyi sergiliyoruz. Ama her sene düzenlediğimiz sergide, 50-60 tane eserle biz bu sergileri oluşturduk. Dolayısıyla elimizde birikmiş 600-700 civarında eserimiz var. Sadece Anadolu Üniversitesi bünyesinde sergilendi bu eserler. Dolayısıyla bu sene de burada sergi düzenliyoruz. Eskişehir Anadolu Üniversitesi aslında Yunus Emre'yi anma anlamında en uzun soluklu kurumdur. 2021 yılının Yunus Emre ve Türkçe Yılı olması ihtimalini biz 12 yıl önce hiç hesap etmemiş olsak bile üniversitemizin bulunduğu Eskişehir’in Yunus Emre ile özdeş anılan bir şehir olması nedeniyle her sene konseptimiz Yunus Emre. Dolayısıyla biz ve Yunus Emre'nin sözlerini harflerle yazıya döktük. Amacımız Yunus'un sözlerini, felsefesini anlatabilmek. Dışarıdan gelen sanatçılarımıza “Gelin tanış olalım” dedik. Birlikte hem tanıştık hem eserler ortaya çıkardık. Bu sene de Yunus Emre ve Türkçe Yılı’na kısmetmiş. Bu eserlerin sergilenmesi gerçekten çok güzel.

Eserlerin tekniği konusunda biraz bilgi verebilir misiniz?

Bu eserleri ortaya çıkaran bütün meslektaşlarımız grafik eğitimi almış, sanat eğitimi almış, kaligrafi ve tipografi sanatının kültürüyle beslenmiş insanlardan oluşuyor. Gördüğünüz gibi eserlerimiz iki boyutlu düz satır üzerine yapılmış tasarımlardan oluşuyor. Yani eserlerin birincil öneme sahip olan kısmı, onları sözlerin anlamını ifade edebilecek görsel katkılarla izleyiciye sunmak. Yani mesleki anlamda da bir tasarımcı gözüyle, bir sanatçı gözüyle ürünlerimizi ortaya çıkarıyoruz.

Yabancı dillerde de Yunus'un sözlerini eserlerinizde işliyor musunuz?

Tabii Yunus Emre’nin sözlerini işleyen çok sayıda yabancı dilde eser var.  Yani yurt dışından onlarca ülkeden gelen konuğumuz var. Amerika'dan tutun Japonya'ya kadar, Avrupa'daki pek çok ülkeden İran dolaylarına kadar her yerden gelenler var. Bu sanatçılar, Yunus'un sözlerini kendi dillerinde de görsele aktardılar. Japoncadan da Yunus'un sözlerini resmettiler, görselleştirdiler. İngilizcede de Yunus'un şiirleriyle eserler yaptılar. Farklı milletlerden insanlar kendi dillerinde eserler ürettiler. Türk kültürüne ait dediğimiz bir kavramın kendi dillerine çevrilmiş versiyonlarını gördükleri için Yunus Emre’nin şiirlerinin özüne vakıf olmaya başladılar. Bu bizim için daha mutluluk verici çünkü Türkçeyi bilmeyen sanatçılara Yunus Emre ve felsefesini anlatmaya çalışmamız yerine gelen sanatçı Yunus Emre’yi araştırıyor. Elimizdeki arşivin içerisinde dediğim gibi Japoncadan Arapçaya, İngilizceden Farsçaya pek çok eser bulunuyor.

Eserler için tür tepkiler alıyorsunuz? Yabancı sanatçılar, Yunus'un şiirlerini ve sözlerini işledikleri eserlerini kendi ülkelerine götürüyorlar. Bu eserlerle kendi ülkelerinde sergi açıyorlar mı?

Sanatçı Emel Koru'nun eseriBiz sanatçıları davet ederken sanatçılara konseptimizin, ana temamızın Yunus Emre olduğunu özellikle vurguluyoruz. Yunus'un sözlerinden bir şey bulmaları gerektiğini söylüyoruz. Onlar o araştırmayı yaptıkça ve eserlerin ortaya çıkardıkları zaman aslında özlü sözlerin derin anlamlarını daha iyi kavradık. Buldukları sözleri bizimle paylaşıyorlar: “Ne büyük bir insan yetişmiş. Sizin topraklarımızda böyle insanların yetişmiş olması ve bu sözleri size aktaran birilerinin olması çok büyük bir şans ve mutluluk.” diyorlar.

Dolayısıyla muhtemelen kendilerine de çıkardıkları hisseler oluyordur diye düşünüyorum. Yani biz kendi kendimize “Sevelim, sevilelim, bu dünyaya kalmaz” derken onlar için de geçerli bir duygu ve motto. Yani sadece bize ait olmayan, evrensel bir özelliği olan herkesi etkileyebilecek sözlere sahip aslında. Biz bile bu topraklarda olmamıza rağmen Yunus’u bu sergiyle birlikte daha derinlemesine hem anlamaya hem de onun felsefesini çözmeye başladık ki biz de şanslıyız, onlar da aynı şansa sahipler.